Dünya Halleri: 241
02 - 08 Mart 2026 tarihleri arasındaki kayda değer gelişmeler.
Bu hafta Oksijen gazetesinde dünya gündeminin en tepesine oturan ABD (+İsrail) - İran Savaşı’nın teknolojik yansımalarına yer verdim. Blogumda, dijital ürün ve hizmetler ile iyice kırılgan hale gelen mahremiyet konusunun yapay zeka ile neredeyse yok olma eşiğine nasıl geldiğine baktım.
Podcast yayınım Haddini Aşan Yaşam Rehberi’nde ise konuğum Emre Danacı ile insanlığın küresel çapta üstünde anlaşabildiği tek (soyut) kavram olan paraya ve onu var eden liderlik becerilerinin dönüşümüne değindik.
Bu haftaki bülten, yapısı itibarıyla geleneksel sayılarımızdan farklı. Fakat içeriği her zamanki gibi dopdolu. Gelin birlikte bakalım; biz yaşam telaşındayken öte diyarlarda neler olup bitmiş.
🚀 İran savaşından teknolojik kesitler
ABD ve İsrail’in İran’a savaş açması kimse için sürpriz değildi. Fakat özellikle teknolojinin payı ve üstlendiği rol açısından gerçekten sürpriz gelişmelere sahne oldu.
Düşmanın dikkatini dağıtmak için okul bombalayarak 168 kız çocuğunu öldürmenin bile göze alındığı bu savaşta İsrail ve ABD istihbaratının uzun bir ön hazırlık yaptığı anlaşıldı. Örneğin dini lider Ali Hamaney’e yönelik bombardıman için konutunun ve ofisinin bulunduğu bölgelerdeki trafik kameralarına dahi sızılarak anlık hareketleri sürekli izlenmiş. (Bu, her tarafı MOBESE kameralarıyla bezeli Türkiye için tarihi bir uyarı olmalı.)
İran’ın misillemelerindeki en ilginç gelişme ise yapay zeka çağının beyni olarak kabul edilen veri merkezlerine yönelik (”Şehid” kodlu) dron saldırısı oldu. Bu kapsamda dünyanın en büyük veri merkezi çözümü Amazon Web Services (AWS) şirketine ait Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki ve Bahreyn’de bir tesisi kullanılmaz hale geldi. Dolayısıyla birçok dijital hizmette aksamalar yaşandı (AWS olayı “bilinmeyen bir şey çarptı” şeklinde açıkladı). Bu olayın hem yeni veri merkezlerinin lokasyonunun seçiminde yeni hesaplar yapılmasına hem de şirketlerin kendi veri merkezlerini kurmaya yönelmesine yol açması bekleniyor. (Demek ki İsveç ve İsviçre’nin savaş sığınaklarını veri merkezlerine çevirme stratejisi gayet akıllıcaymış.)
ABD ve İsrail’in İran saldırılarında hedefleri belirleme ve takip etme konusunda kullandığı teknolojik çözümün (her şaibeli olayın altından çıkan) veri şirketi “Palantir” olduğu anlaşıldı. “Karanlıklar Lordu” Peter Thiel’ın sahibi olduğu bu girişim özünde her tür veri setini birleştirerek içgörü ve strateji üretiyor.
ABD Savaş Bakanlığı Pentagon’un tercih ettiği bir diğer çözüm ise yapay zeka şirketi Anthropic’in “Claude” adlı ürünüydü. Fakat Anthropic bu işbirliğinde Palantir kadar hevesli olmadı. Bunun kullanım sözleşmesine aykırı olduğu gerekçesiyle Pentagon’u engelleyen Anthropic, geç de olsa bu uygulamaya son verdi. Böylece şirket ABD’deki tüm kamu kurumlarından men edildi.
Pentagon’un imdadına pek de sürpriz olmayan bir şirket yetişti: Anthropic CEO’su Dario Amodei’nin can düşmanı Sam Altman. Yani (ChatGPT’nin geliştiricisi) “OpenAI”. Üyelerin isyanına (ve kitlesel olarak Claude’a göç etmesine) yol açan bu kararın ardından Altman, anlaşmanın “riskli ve gizli olmayan konularda” geçerli olacağını açıklamak zorunda kaldı. Ben gayet ikna oldum.
🕵 Mahremiyet Dosyası
Şimdiye dek bu bültende Meta’nın yapay zeka destekli akıllı gözlüklerine yönelik pek çok gelişmeye yer verdim. Counterpoint Research verilerine göre bu pazar küresel çapta yıllık yüzde 139 büyüyor. Yüzde 82 ile aslan payı Meta’nın. Sektörün daha da büyümesinin önündeki tek engel ise 360 dolara kadar yükselen fiyatları. Mevcut çip kriziyle daha da yükselmesi bekleniyor.
Ne var ki bu gözlüklerin hiç bahsedilmeyen bir başka sorunu da var: Mahremiyet. “Hedgie” adlı Twitter hesabının paylaştığı bilgiye göre Meta, 7 milyon kişinin kullandığı gözlüklerinin kaydettiği görüntüleri Kenya’da bir şirkete izleterek denetletiyor. Kullanıcıların çoğu bu gözlüklerin takılmadığı zaman dahi görüntü kaydını sürdürdüğünü unutarak birçok mahrem görüntüsünü de Meta ve iş ortaklarıyla paylaşmış oluyor. Görüntüleri izleyen denetmenlerden biri şöyle diyor: “Toplanan verinin boyutunu bilse, kimse bu gözlükleri takmaya cesaret edemez”.
Akıllı gözlüklerin esas sorunu, takan kişi kadar etrafındakilerin mahremiyetini de rızası olmadan ihlal etmesi. Bir Alman geliştirici, etrafınızda bu gözlükleri takanları tespit eden “Nearby Glasses” adlı bir mobil uygulama geliştirerek sorunu aşmayı deniyor. Akmasa da damlar hesabı…
ETH Zürich, MATS ve Anthropic uzmanlarının ortak araştırması, yapay zeka modelleri kullanarak anonim hesapların gerçek kimliklerinin tespit edilebildiğini ortaya koydu. Yüzde 90 doğruluk payıyla çalışan model, temel olarak internetteki yorum, paylaşım ve sosyal ağlardaki etkileşimlerden yola çıkıp, anonim hesapların kullandığı sözcük, cümle yapısı ve yaklaşımları eşleştirerek gerçek kimliğe ulaşıyor.
ABD’de ICE adlı güvenlik birimiyle adeta terör estiren Gümrük ve Sınır Koruma Birimi’nin şeytani bir teknolojik yöntem kullandığı ortaya çıktı. Bulgulara göre kurumun istihbarat birimi, yakalanacak kişilerin konumunu onların kullandığı mobil uygulamalardaki reklam verilerini baz alarak belirliyormuş. (Dijital reklam kampanyaları konum hedefli gösterim yapabiliyor. Bunun için de sizden sürekli anlık lokasyon bilgisi topluyor.)
TikTok, üyeleri arasındaki doğrudan mesajlaşmayı uçtan uca kriptolu yapMAyacağını açıkladı. Gerekçesi nefis: “Kullanıcı güvenliği”! Kararın ayrıntısında bu sayede zararlı içeriği tespit etmelerinin mümkün olacağı savunuldu. Tercüme edeyim: “Tüm mesajlarınızı okuyacağız. Bu bazen sizin de işinize yarayabilir”. Bizi bu kadar düşünmeleri ne kadar güzel, değil mi?
Microsoft, protestoların ardından Nisan ayında Teams uygulamasında hizmete sunmayı planladığı konum takip işlevini “isteğe bağlı” halde getireceğini açıkladı. Kişi kullanmayı kabul etse dahi konum bilgisi sadece çalışma saatleri içinde kaydedilecek ve mesai saati sonunda otomatik olarak silinecek. Geriye dönük sorgulama yapılamayacak.
🌍 Genel Gündem
The New York Times gazetesi, dünyanın en zengin insanı Elon Musk ile ilgili çok ilgi çekici bir araştırma dosyası yayımladı. Musk 2020’de (143. sayıda değindiğim gerekçelerle) California’dan Texas eyaletine taşınmış ve tüm fiziksel varlıklarını satacağını açıklamıştı. Gazetenin ulaştığı bulgulara göre işler pek öyle ilerlememiş. Musk bu eyalette 90’dan fazla şirketi kapsayan gizli bir ağ kurarak tüm varlığını bu yapı üzerinden kontrol eder hale gelmiş. Kurulan paravan şirketlerin 50’si Musk’a ait Tesla, SpaceX gibi şirketlere bağlı. 37 tanesi ise bizzat kendi özel jetleri, evleri ve arazileri kontrol ediyor. Bu şirketlerin bir kısmı 2024’teki ABD başkanlık seçimleri kapsamında Donald Trump’a 80 milyon dolar fon aktarmış. Haberde Elon Musk’ın California, Delaware ve Nevada eyaletlerinde de benzer yapılanmaları olduğuna dikkat çekiliyor. “Zenginlik”, seçenekler konusunda da gayet zengin.

5G diye bir şey vardı; hatırlıyorsunuz değil mi? Teoride 10 Gbps (bir başka deyişle saniyede 1,2 gigabayt) veri transferi vaat ediyor. bu mobil standardın en kritik kabiliyeti 1 kilometrekare alanda 1 milyon cihaza hizmet verebilmesi. Hepsi iyi hoş fakat dünyanın yarısını kapsama alanına almasına rağmen 5G, uğruna ödedikleri lisans bedelleri sebebiyle şimdiden birçok operatörün kara deliğine dönüşmek üzere. Zira birçok kullanıcı için 4G’den daha fazla hız ve bant genişliği bir şey ifade etmiyor. Tüm bu gelişmelere rağmen sektör yine de durmuyor. Sırada 2030 yılında hayata geçmesi beklenen “6G” var. “Ne işe yarayacak?” derseniz, uydu ve baz istasyonu erişimini birleştirerek cihazların hangisi uygunsa ona bağlanmasını sağlayacak. Böylece havada, karada her yer kapsama alanına dahil olacak. 5G’nin kaymağını Çin yemişti. Avrupa ve ABD 6G’de aynı hataya düşmek istemiyor. Ericsson şimdiden ABD / Texas’ta denemelere başladı bile.

Mobil dünyanın sorunu operatörlerle sınırlı değil. Sektörün nabzını tutan akıllı telefon sektörü de bu yılı tarihin en büyük düşüşü ile kapamaya hazırlanıyor. IDC raporuna göre, (yapay zeka sektörünün talebi yüzünden) bellek çipleri ve RAM fiyatlarındaki artış, doğrudan fiyatlara yansıyacak. Dolayısıyla yeni cihaz alımları ötelenecek ve ikinci el pazarı canlanacak. Bu gelişmenin PC pazarını yüzde 11, akıllı telefon pazarını ise yüzde 13 küçültmesi bekleniyor. Toparlanmanın ise 2027 sonlarını bulacağı düşünülüyor.
Neyse ki bu endişe verici gelişmeler kimse için bir engel oluşturmuyor. Cihaz üreticileri hız kesmeden yeni ürünlerini tanıtmaya devam ediyor. İki hafta önce Samsung Galaxy S26 Ultra’nın tek tıklamayla mahremiyet (Privacy Display) özelliği uzun zaman sonra rastladığım ilk “yenilikçi” yaklaşımdı. Bu hafta en ilgimi çeken yaklaşım ise Xiaomi’nin Leica ile ortak geliştirdiği “Leitzphone” oldu. Analog kameralardan bu yana var olan en geleneksel işlevi, güncel standartlarla birleştirerek akıllı telefona taşımış. (”Photography Kit Pro” da ayrıca iyi bir fikir)
Mobil sektöre bir can suyu da Google’dan geldi. Şirket uygulama geliştiricilerden aldığı yüzde 30’luk komisyon oranını yüzde 10 ile 20 aralığına indirdi. Ayrıca PlayStore platformunu diğer ödeme / abonelik çözümlerinde de açtı. (Google bunu alemde namı yürüsün diye yapmadı elbette. Hepsi Epic Games’in aleyhinde açtığı ve kazandığı dava sayesinde oldu.)
Taşınabilir cihazlara birkaç yeni seçenek de Apple’dan geldi. Henüz bir söylenti aşamasındayken 224. sayıda paylaştığım ucuz MacBook, “MacBook Neo” adıyla tanıtıldı (Ucuz dediysem de çok heyecanlanmayın: 38 bin TL’den başlıyor, 43 bin TL’ye kadar yolu var). İşlemci olarak 2024 çıkışlı iPhone 16 Pro’da kullanılan “A18 Pro” çipini kullanıyor. Renk seçenekleri de gayet cazip.
Mobil cihaz demişken telefon öncesi dönemi de ihmal etmeyelim. Nintendo, 30 yaşına basan efsane el oyun konsolu Game Boy anısına “Game Boy Jukebox” bir ürün tanıttı. Orijinal cihazla aynı görünümde ancak daha küçük boyutta bir dijital müzikçalar. 45 şarkılık (8-bit) arşivi de Game Boy kartuşlarında! (70 dolar)
🧑🏻💻 Dünyayı Saran Ağ
Google’ın geliştirdiği “Taara” teknolojisinden ilk kez 190. sayımızda bahsetmiştim. Bu yapı, baz istasyonları arasında ışık huzmeleri üzerinden (dolayısıyla kablosuz) yüksek hızlı internet verisi taşımayı hedefliyordu. Sonra Google’ın hevesi kaçtı, fakat geliştirici ekip aynı isimle bağımsız bir girişim olarak çalışmaya devam ediyor. Şirketin bu hafta tanıttığı “Beam” adlı ayakkabı kutusu büyüklüğünde ve 8 kg ağırlığındaki cihaz, 10 kilometre menzille yüksek hızlı erişim sağlayabiliyor.
Sponsorlu paylaşım içeren içeriklere “Ücretli İşbirliği” ibaresi ekleme özelliği nihayet Twitter’a da geldi. Yönetici Nikita Bier bunun güven artırmayı ve düzenleyici yasalara uymayı sağlayacağını belirtti. (Bu ibare için paylaşım sırasında ilgili kutuyu hesap yöneticisinin işaretlemesi gerekiyor.)
Kanadalı “Media Ecosystem Observatory” grubu düşündürücü bir araştırma yayımladı. Komplo teorileri içeren 14 milyondan fazla sosyal medya paylaşımının incelendiği çalışmada sadece 100 hesabın içeriğin yüzde 70’ini ürettiği belirlendi. Yüzde 70’lik pay ile bu tür içeriğin yayılmasında en büyük rolü üstlenen platform ise Twitter.
🧑🏻🔬 Keşif, İcat ve İnovasyonlar
Mobile World Congress etkinliğinde tanıtılan ilginç ürünlere bu hafta Oksijen gazetesindeki sayfamda yer verdiğimden bahsetmiştim. Yer kalmadığı için paylaşamadığım ilginç bir ürünü de buraya sakladım: Dünyanın ilk katlanabilir bilgisayar ekranı. Katlanmış haliyle 16 inç boyutundaki TCL markalı (IJP OLED) monitör, üç kanadı tam olarak açıldığında 28 inç boyutuna ulaşıyor. Böylece bir dizüstü bilgisayar çantasında 28 inç monitör taşımak mümkün hale geliyor. (Fiyatı henüz açıklanmadı.)
Fransız “Furion” girişimi ise “M2” kodlu dünyanın ilk çift çeker motosikletiyle gündeme oturdu. Yamaha’nın “MT-07” platformu üzerine geliştirilen model, 689 cc hacmindeki 73 beygirlik içten yanmalı motorunun gücünü geleneksel zincir kayış ile arka tekerleğe aktarırken, elektrikli motoruyla da ön tekerleğe güç veriyor. Frenleme esnasında kinetik enerjinin yüzde 27’si elektriğe çevrilerek pilleri şarj ediyor. Tekerlekler arasındaki güç dağılımı ise yine Furion tarafından geliştirilen “Eversor” adlı bir elektronik kontrol ünitesiyle sağlanıyor.
🧑🚀 Göklerden Gelen Haberler
Avustralyalı “Hypersonix Launch Systems” tarafından geliştirilen “DART AE” kodlu süpersonik (sesten hızlı) uçak ABD’deki ilk test uçuşunu başarıyla tamamladı. Saatte 9 bin 800 km hızını aşarak sesten 8 kat daha hızlı seyreden uçak, 3D baskı tekniğiyle üretiliyor ve gerekirse otonom olarak hizmet verebiliyor.
ABD Hava Kuvvetleri’nin Soğuk Savaş dönemine damga vuran “SR-71 Blackbird” adlı süpersonik uçağının yerini almak zere “Hermeus” tarafından geliştirilen “Quarterhorse Mk 2.1” bu hafta ilk uçuşunu gerçekleştirdi. Deneme seferinde Mach 3,32 seviyesine ulaşıldı.
ABD’nin üstünde çalıştığı bir diğer (6. nesil) savaş uçağı ise (192. sayıda değindiğim) “F-47”. Hakkında neredeyse hiçbir bilgi bulunmayan bu model, ilk kez bu hafta Pratt & Whitney tarafından paylaşılan bir videoda göründü. Gerçek olup olmadığı tartışılan süpersonik ve hayalet (radara yakalanmayan) model, tamamlandığında F-22 serisinin yerini alacak. Prototip uçuşun 2028 yılında gerçekleşmesi hedefleniyor.
Uydumuz Ay son derece zengin “Helyum-3” yataklarına sahip (bu maden Dünya’da doğal halde bulunmuyor ve yalnızca nükleer reaktörlerin atığı olarak ortaya çıkıyor). Ve şimdiden birçoklarının iştahını kabartıyor. “Astrolab” ve “Interlune” adlı iki özel uzay girişimi, bu hafta Ay yüzeyinde madencilik yapacak bir araç geliştirmek için ortaklık kurduğunu açıkladı.
Bu çabamı Patreon sayfam üzerinden maddi katkılarınızla destekleyebilirsiniz.
Haftaya yeniden görüşebilmek ümidiyle. 🙋♂️





