💊 İnternetin en büyük uyuşturucu baronuna 30 yıl hapis. 🕵️ Rusya'nın "tek kullanımlık ajan" ağı. 🤖 Yapay zekalar için çalışacak ilk "insan pazarı". 🧑⚖️ Avrupa'nın sosyal ağlarla mücadelesi sürüyor.
Paris’in Gare du Nord istasyonunda sabahın telaşı… Tren düdükleri, bavul sesleri, kahve kokusu. Ressam adayı Étienne’in cebine gizli bir not düşer:
“Dolap 47. Paketi al, Rue de Rivoli’ye bırak. Ücret nakit.”
Masum görünür. Bir paket taşımak, bir zarf bırakmak, bir fotoğraf çekmek… Küçük işler. Ama Étienne’in içini bir huzursuzluk kaplar. Paketi almaz, polise haber verir.
Fransız polisleri paketi açmaz. İçine gizli mürekkep sürerler; görünmez ama ışık altında parlayan bir iz. Böylece pakete dokunan herkes farkında olmadan işaretlenir. Ardından polisler gölge gibi iz sürer. Paket bir dolaptan diğerine, bir sokaktan ötekine taşınır. Her adımda yeni bir “tek kullanımlık casus” devreye girer: kimi bir kapıyı gözetler, kimi bir fotoğraf çeker, kimi sadece bir paketi bırakır.
Hepsi kendini masum sanır, ama aslında görünmez bir zincirin halkalarıdır. Küçük görevler birleştiğinde büyük bir casusluk ağına dönüşür. Takip sonunda işin ucu kundaklama planlarına, gizli operasyonlara dayanır. İnsanlar farkında olmadan bir istihbarat oyununun piyonları hâline gelir.
Ve bütün hikâye, bir tren istasyonundaki dolapta unutulmuş bir paketle başlar. Étienne’in şüpheci adımı, zinciri kıran ilk halka olur.
Paylaşımlarınız çok değerli. İçerik çok mu eril sorunuzu düşündüm okurken. Azıcık bilgi bombardımanı oluşu ve geçişlerin bir bağlama yönteminin olmayışı beni biraz zorluyor okurken. Hikayeleşse, biraz dokunsa, benimle bağ kuran birkaç cümle olsa belki okuduğuma daha dahil hissedebiliyor, daha izleyebiliyorum, aklımda kalıyor. Bu haliyle beynim delikli süzgeç de hep o deliklerden kaçıyor hissiyle bitiriyorum yazılarınızı. Tabi ki sadece bence ve ne kadarı kadınca çok da bilemediğim bir yerlerden, bir minik katkı sağlama isteğiyle. Sevgiler..
Pazar günü bülteni okumayı iple çekiyorum. YZ hakkında düşüncelerim şöyle: Matbaa çıktı, ilim biter dendi, yaygınlaştı. Hesap makinesi geldi, matematik bitmedi, analiz güçlendi.
Makineler geldi, ustalar azaldı ama operatörlük doğdu.
İnternet geldi, üniversite bitmedi.
TV çıktığında radyo biter denmişti. Radyoculuk devam ediyor.
Hayatımız değişecek, ama tamamen her şeyi altüst etmeyeceğini umuyorum.
Yürüme simülatörü hangi ihtiyacı çözüyor acaba? İnsanlar yürürken sadece ayakları mı hareket ediyor? Ya da fiziksel bir aktivite yalnızca bundan mi ibaret? Sosyalleşmek, şöyle bir hava almak, kafamızı dağıtmak, işten uzaklaşmak için de ara verip, yürümüyor muyuz?
Bu örnekte de görüldüğü üzere kapitalizmin çoğunlukla insanların gerçek ihtiyaçlarıyla bir derdi yok.
Boyle osuruktan teyyare ürünlere para verecek tüketiciler, birkaç yıl sonra muhtemelen bu türden ürünlerin bizi nasıl daha fazla oturmaya teşvik ettiği, daha asosyal, insanlardan daha izole hale getirdiği ile ilgili haberlere denk gelecektir.
Ürünün paylaştığım sayfasında ve videosunda da göreceğiniz gibi yürüme simülatörü, uzun süre oturmak durumunda kaldığınız çalışma ortamlarında, seyahatlerde ve yürümenize engel olan sağlık koşullarında devreye girerek kas ve dolaşım sistemini destekliyor.
Teşekkürler amirim Değişik konular hakkında bilgilenebildiğimiz bültenden faydalandım. Geçenlerde nükleer güçle çalışan denizaltıların işleri bittiğinde devletlerin başına bela olduğu ile ilgili bir habere şahit oldum.. Rusların en büyük nükleer denizaltısını bırakacak yer bulamamışlar. Okyanus tabanının en derin olduğu yere üzerindeki reaktörle bırakmayı planlamışlar.. Gerisini takip etmedim Aynı sorun ABD denizaltıları içinde geçerli..
Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi kapsamındaki “NuProShip II” projesi, ticari yük gemilerine nükleer reaktör yerleştirerek deniz taşımacılığının sebep olduğu karbon salımını sıfırlamak sizce iyi bir fikir mi .. ? Yoksa günü kurtarmak ve cebe üç beş birşeyler atmak adına değişik şekilde pazarlanmaya çalışılan kötü birfikir mi ? Ne dersiniz ?
Arada kurduğunuz bağlantıyı tam anlayamadım. Anladığım kadarına cevap vereyim.
Dünya ticari taşımacılığının yaklaşık yüzde 95'i gemilerle yapılıyor. Bu gemiler küresel karbon salımının en büyük paydaşı. Nükleer enerjiye dönüşmelerinin günü kurtarmak ya da cebe üç beş bir şey atmak ile nasıl bir kesişimi olabilir bilemedim.
Bültenin samimi tonu düşünüldüğünde bilinçli de böyle yapmış olabilirsiniz Amirim fakat siz ifadelere çok önem veriyorsunuz naçizane söylemek istedim :)
Bir de konular arası geçiş çok hızlı yapılıyor, burada bir kopma yaşayabiliyoruz. iPhone haberinden birden roller coaster'a geçince şaşırıyorum :)) Belki geçişlerde bir köprü cümle iyi olabilir.
Çok üst segment bir iş yapıyorsunuz Amirim, belki bunlarla bir katkı sağlarım ümidiyle not düşmek istedim. İyi pazarlar, sizi çok seviyoruz.
Türkçesiyle "sticker" cümlesi bir ironi. Türkçeden kaçışı hatırlatmak için sıkça kullandığım bir tekniktir.
The New Yorker konusunda haklısınız, metinde düzelttim.
"Ev sahibi" ile "evsahibi" ayrı kavramlar. "Deniz altı" ile "denizaltı"nın, "ayakkabı" ile "ayak kabı"nın farklı şeyleri ifade etmesi gibi. Bunlar ayrı yazılmaz. Bambaşka anlamlar. Dolayısıyla mevcut kullanımım doğru.
Konular ile ilgili durum şöyle: Her paragraf yeni bir konuyu temsil ediyor. Bu mecburiyet birden fazla paragraf gerektiren konularda beni de sıkıştırıyor fakat kullandığım altyapı bu anlamda çok az hareket imkanı sunuyor.
İlginiz, katkınız ve desteğiniz için çok teşekkürler. Selamlar, sevgiler.
Tek Kullanımlık Casus – Paris, 1930’lar
Paris’in Gare du Nord istasyonunda sabahın telaşı… Tren düdükleri, bavul sesleri, kahve kokusu. Ressam adayı Étienne’in cebine gizli bir not düşer:
“Dolap 47. Paketi al, Rue de Rivoli’ye bırak. Ücret nakit.”
Masum görünür. Bir paket taşımak, bir zarf bırakmak, bir fotoğraf çekmek… Küçük işler. Ama Étienne’in içini bir huzursuzluk kaplar. Paketi almaz, polise haber verir.
Fransız polisleri paketi açmaz. İçine gizli mürekkep sürerler; görünmez ama ışık altında parlayan bir iz. Böylece pakete dokunan herkes farkında olmadan işaretlenir. Ardından polisler gölge gibi iz sürer. Paket bir dolaptan diğerine, bir sokaktan ötekine taşınır. Her adımda yeni bir “tek kullanımlık casus” devreye girer: kimi bir kapıyı gözetler, kimi bir fotoğraf çeker, kimi sadece bir paketi bırakır.
Hepsi kendini masum sanır, ama aslında görünmez bir zincirin halkalarıdır. Küçük görevler birleştiğinde büyük bir casusluk ağına dönüşür. Takip sonunda işin ucu kundaklama planlarına, gizli operasyonlara dayanır. İnsanlar farkında olmadan bir istihbarat oyununun piyonları hâline gelir.
Ve bütün hikâye, bir tren istasyonundaki dolapta unutulmuş bir paketle başlar. Étienne’in şüpheci adımı, zinciri kıran ilk halka olur.
...
Züğürt tesellisi ücretsiz muadil YZ hikayesi 😀
Eline sağlık herkese kolay gelsin iyi haftalar 👋🏻
Elinize emeginize saglik, selamlar, sevgiler...
Paylaşımlarınız çok değerli. İçerik çok mu eril sorunuzu düşündüm okurken. Azıcık bilgi bombardımanı oluşu ve geçişlerin bir bağlama yönteminin olmayışı beni biraz zorluyor okurken. Hikayeleşse, biraz dokunsa, benimle bağ kuran birkaç cümle olsa belki okuduğuma daha dahil hissedebiliyor, daha izleyebiliyorum, aklımda kalıyor. Bu haliyle beynim delikli süzgeç de hep o deliklerden kaçıyor hissiyle bitiriyorum yazılarınızı. Tabi ki sadece bence ve ne kadarı kadınca çok da bilemediğim bir yerlerden, bir minik katkı sağlama isteğiyle. Sevgiler..
İlgilenenler için "Inside Russia’s Secret Campaign of Sabotage in Europe" pdf kitap formunda, arşivlik. https://limewire.com/d/cP8GH#oSFSnVsJ8r
Aklınıza ve elinize sağlık. Yine dopdolu bir içerik.
Ben de hafta içinde denk geldiğim ve izlemekten keyif aldığım içerikleri paylaşmak istedim:
- Kitaplarındaki fikirlerine paralel olarak yaptığı, Yuval Noah Harari'nin Davos konuşması
- Moltbook'la ilgili Barış Özcan'ın videosu
Selam ve sevgiler
Pazar günü bülteni okumayı iple çekiyorum. YZ hakkında düşüncelerim şöyle: Matbaa çıktı, ilim biter dendi, yaygınlaştı. Hesap makinesi geldi, matematik bitmedi, analiz güçlendi.
Makineler geldi, ustalar azaldı ama operatörlük doğdu.
İnternet geldi, üniversite bitmedi.
TV çıktığında radyo biter denmişti. Radyoculuk devam ediyor.
Hayatımız değişecek, ama tamamen her şeyi altüst etmeyeceğini umuyorum.
Saygılar selamlar
Türkiyeden başka bir girişimden bahsetmek isterim.
We Walk. YGA organizaasyonu çatısı altında geliştiriliyor.
Görme engelli bireylere yönelik müthiş bir proje, İngiliz kraliyet ailesi de öyle düşünmüş olacak ki ödül dahi verdiler.
Sevgiler, Serdar abi.
Yürüme simülatörü hangi ihtiyacı çözüyor acaba? İnsanlar yürürken sadece ayakları mı hareket ediyor? Ya da fiziksel bir aktivite yalnızca bundan mi ibaret? Sosyalleşmek, şöyle bir hava almak, kafamızı dağıtmak, işten uzaklaşmak için de ara verip, yürümüyor muyuz?
Bu örnekte de görüldüğü üzere kapitalizmin çoğunlukla insanların gerçek ihtiyaçlarıyla bir derdi yok.
Boyle osuruktan teyyare ürünlere para verecek tüketiciler, birkaç yıl sonra muhtemelen bu türden ürünlerin bizi nasıl daha fazla oturmaya teşvik ettiği, daha asosyal, insanlardan daha izole hale getirdiği ile ilgili haberlere denk gelecektir.
Ürünün paylaştığım sayfasında ve videosunda da göreceğiniz gibi yürüme simülatörü, uzun süre oturmak durumunda kaldığınız çalışma ortamlarında, seyahatlerde ve yürümenize engel olan sağlık koşullarında devreye girerek kas ve dolaşım sistemini destekliyor.
Teşekkürler amirim Değişik konular hakkında bilgilenebildiğimiz bültenden faydalandım. Geçenlerde nükleer güçle çalışan denizaltıların işleri bittiğinde devletlerin başına bela olduğu ile ilgili bir habere şahit oldum.. Rusların en büyük nükleer denizaltısını bırakacak yer bulamamışlar. Okyanus tabanının en derin olduğu yere üzerindeki reaktörle bırakmayı planlamışlar.. Gerisini takip etmedim Aynı sorun ABD denizaltıları içinde geçerli..
Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi kapsamındaki “NuProShip II” projesi, ticari yük gemilerine nükleer reaktör yerleştirerek deniz taşımacılığının sebep olduğu karbon salımını sıfırlamak sizce iyi bir fikir mi .. ? Yoksa günü kurtarmak ve cebe üç beş birşeyler atmak adına değişik şekilde pazarlanmaya çalışılan kötü birfikir mi ? Ne dersiniz ?
Herkese iyi haftalar..
Arada kurduğunuz bağlantıyı tam anlayamadım. Anladığım kadarına cevap vereyim.
Dünya ticari taşımacılığının yaklaşık yüzde 95'i gemilerle yapılıyor. Bu gemiler küresel karbon salımının en büyük paydaşı. Nükleer enerjiye dönüşmelerinin günü kurtarmak ya da cebe üç beş bir şey atmak ile nasıl bir kesişimi olabilir bilemedim.
Okyanus tabanının nükleer atık çöplüğü olma ihtimali.. 🙋♂️
Emeğinize sağlık, Türkiye'den bir girişim haberi görmek mutlu etti.
Teşekkürler amirim
Yazılar çok yapay zeka ekosistemi, siyaset ve suçlularla ilgili olmaya başladığı için kadınlar çıkıyor olabilir
sonra neden para ve güç erkeklerin elinde :)
Kadınların yapay zeka, siyaset ve hukuka ilgi duymadığını Dünya Halleri okuru bir kadından duymak buruk bir his.
Oysa bu konularla esas kadınların daha çok ilgili olmasını istiyorum. Tamamen biz erkeklere kalınca geldiğimiz durum ortada.
Elinize saglik
iyi pazarlar herkese...
Değerli hocam emeğinize sağlık. Çok teşekkür ederim.
Amirim elinize, aklınıza sağlık. Bizim için yine dünyada olup bitenleri ayağımıza kadar getirdiniz :)
Naçizane yazı ile ilgili bir kaç geri bildirim vermek istiyorum.
1- "Türkçesiyle: Sticker" kısmı "İngilizcesiyle: Sticker" olmalı
2- The New Yorker'ın ilk sayısı 21 Şubat 1925'te yayımlanmıştır. (https://en.wikipedia.org/wiki/The_New_Yorker) 2026'da 101. yılına giriyor.
3- evsahipliği > ev sahipliği
4- sıradışı > sıra dışı
Bültenin samimi tonu düşünüldüğünde bilinçli de böyle yapmış olabilirsiniz Amirim fakat siz ifadelere çok önem veriyorsunuz naçizane söylemek istedim :)
Bir de konular arası geçiş çok hızlı yapılıyor, burada bir kopma yaşayabiliyoruz. iPhone haberinden birden roller coaster'a geçince şaşırıyorum :)) Belki geçişlerde bir köprü cümle iyi olabilir.
Çok üst segment bir iş yapıyorsunuz Amirim, belki bunlarla bir katkı sağlarım ümidiyle not düşmek istedim. İyi pazarlar, sizi çok seviyoruz.
Merhaba,
Türkçesiyle "sticker" cümlesi bir ironi. Türkçeden kaçışı hatırlatmak için sıkça kullandığım bir tekniktir.
The New Yorker konusunda haklısınız, metinde düzelttim.
"Ev sahibi" ile "evsahibi" ayrı kavramlar. "Deniz altı" ile "denizaltı"nın, "ayakkabı" ile "ayak kabı"nın farklı şeyleri ifade etmesi gibi. Bunlar ayrı yazılmaz. Bambaşka anlamlar. Dolayısıyla mevcut kullanımım doğru.
Konular ile ilgili durum şöyle: Her paragraf yeni bir konuyu temsil ediyor. Bu mecburiyet birden fazla paragraf gerektiren konularda beni de sıkıştırıyor fakat kullandığım altyapı bu anlamda çok az hareket imkanı sunuyor.
İlginiz, katkınız ve desteğiniz için çok teşekkürler. Selamlar, sevgiler.
Dikkate aldığınız, geri dönüş nezaketinde bulunduğunuz için çok mutlu oldum. Hiç o açıdan düşünmemiştim, haklısınız. Emeğinize sağlık.
Bu arada Haddini Aşan Yaşam Rehberini de bir süredir beklemedeyiz, umarım bu salı orada buluşuruz. Saygılar, sevgiler :)